top of page

TEVRAT’I KİM YAZDI?

  • Rıdvan Demir
  • 8 Mar 2023
  • 19 dakikada okunur

Yazar: MEHMET SAKİOĞLU

KİTAP ÖZETİ





OLAYLARIN KRONOLOJİK CETVELİ

İ.Ö.

1- 3000-2000; Erken Bronz çağı. Tarihsel dönemin başlangıcı.

Mısır’daki ilk hanedan, 3000-2700.

2- 3000;Yazının ortaya çıkışı. En erken dönem yazıları tabletler üzerinde Sümerliler tarafından resimsel (pictogram) formda kaydedildi. Bu erken dönem yazıları, yavaşça çivi yazısına doğru dönüştü. Ve Sümer bu yazı formunu İ.Ö. 3000 den kısa süre sonra başardı. En erken döneme ait dinsel yapılanmaların , tekniklerin ve kavramlar hakkındaki enformasyonun Sümer metinlerinde kaydedilişi.

3- 2400; I. Sargon. İlk Semitik İmparatorluk.

4- 2002-1500; Orta Bronz çağı. Mezopotamya ve Mısır imparatorlukları. Avrasya’dan dünya çapında büyük göçler.

5- 1850-1875 veya 2000; İbrahim nebi Kenan’da.

6- 1700; Babil’de HAMMURABİ KODU yazılır. Kenanlıların kanunu ve “Musa’nın Kanunu” oluşur.

7- 1550; Hititler Babil’i tahrip ederler.

8- 1500-1200; Geç dönem Bronz çağı. Mısır hükümranlığının en güçlü olduğu dönem. Kenan Mısır eyaleti olur.

9- 1230-1280-1450; İsrailoğullarının, Musa liderliğinde Mısır’dan göçü ve Tevrat’ın teslimi.

10- Demir çağının başlangıcı.

11- 1200, Ege denizi bölgesinden göç eden Filistinliler Kenan bölgesine gelerek Gaza, Aşkelon, Aşdod gibi şehirlerde yerleşerek devlet oluştururlar.

12- 1200-1300; İsrailoğulları Kenan’a yerleşirler. İsrail ve Kenan yaşam tarzı karışır. Kenan medeniyeti özümsenir. İsrailoğulları Hakimler yönetimi altında aşiret halinde organize olarak yaşarlar.

13- Güneye doğru kayan Filistinliler ile İsrailoğulları arasında savaş olur ve Filistinliler, İsraillileri boyunduruk altına alırlar. İsrailliler, Musa’nın sandığını kaptırırlar. Filistinliler ile olan problemler nedeniyle 1020’ de İsrail kabileleri ilk kralları Saul’un gözetiminde birleşirler.

14- 1004-1010; Davut nebi Yahuda olarak adlandırılan Güney İsrail kralı olur.

15- 998; Davut, tüm İsrail’in kralı olur. Kudüs’ü ele geçirir, başkent yapar.

16- 970-926; Davut ölür ve oğlu Süleyman, birleşik krallığın yöneticisi olur.

17- 965-931; Süleyman Kudüs’de ilk Mabedi inşa eder. Büyük bir ihtişam içinde hüküm sürer.

18- 920 civarında Süleyman’ın ölümünün ardından çıkan taht savaşında krallık bölünür: Kuzeyde İSRAİL, Güneyde, YAHUDA devleti kurulur.

19-750-850 civarında veya Yahovacı (Y) kaynak yazılır.

20- 750 civarında veya Yahovacı versiyonunun yazılışından 50 veya 100 sene sonra Elohimci (E) kaynak yazılır.

21- 722’de, bugünkü Kuzey Irak bölgesinde olan Asurlular’ın saldırısıyla Kuzey krallığı ortadan kaldırılır, Kuzeyin on kabilesi dağıtılır ve Asur topraklarına sürgüne gönderilir.

22- 770,600,500 civarında üçüncü bir Tevrat çalışması, Kahinler kaynağı (K) ortaya çıkar.

23- 550-650 arasında derleyici (redaktör) olarak anılan kişiler Yahovacı ve Elohimci versiyonları birleştirir.

24- 650-621 civarında Yasanın Tekrarı kitabı yazılır.

25- 587-536; Peygamber Yeremya ve Hezekiel ortaya çıkar. Irak’ın merkezinden Babil yükselir. Güneydeki Yahuda krallığı 587’de Babilliler tarafından fethedilir. Kudüs düşer, Mabed yerle bir edilir. Halk, Babil’e 50 senelik sürgüne gönderilir. Yahudiler Aramice konuşmaya başlar.

26- 539’da Persler Babillileri mağlup eder. Pers kralı Koreş ferman çıkararak Yahudilerin sürgünden Filistin’e dönmelerine izin verir.

27- 520-516; Mabed, Zerubbabel tarafından tekrar inşa edilir.

28- 458-444; Ezra ve Nehemya. Babil sürgününden önceki dönemlerde ve sürgün döneminde Babil’de yazılan metinler birleştirilerek 5 kitaplık tek bir forma sokulur, Musa’ya isnad edilir, halka okunur ve Musa’nın Tevrat’ı olarak kabul edilir. Bu, çağımızdaki 5 kitaplı Tevrat metnidir.

29- 333; Büyük İskender Pers krallığını, Suriye’yi, Mısır’ı fetheder ve Kudüs’e girer. Yahuda’da Grek etkisi başlar.

30- 323-170; Yahuda, İskender’in generali Plotemi’nin soyundan gelen Plotemiler tarafından yönetilir. Mısır’da özellikle İskenderiye şehrinde Yahudi kolonilerinin kurulmasıyla Eski Ahid kitaplarının bir kısmı Yunanca’ya çevrilir.

31- 167-135; Makkabelerin isyanı.

32- 62; Pompei Kudüs’e girer ve Filistin bir Roma eyaleti olur.

33- 5; İsa nebinin doğumu.

İ.S.

1- 30; Yahudiler, İsa’yı Mesih olarak kabullenmezler ve öldürmeye teşebbüs ederler. İsa Mabed’in yerle bir edileceğini öngörerek ayrılır.

2- 70; Roma orduları isyan eden Yahudilere karşılık verir ve Kudüs’ü ele geçirerek Mabedi tahrip ederler.

3- 90; Yamniya’daki hahamlar toplantısında Eski Ahid kanon şeklinde hazırlanır ve kabul edilir.

4- 2004?







BİRİNCİ BÖLÜM

TEVRAT’I KİM YAZDI ?

Tevrat hakkında yeterli bilgi sahibi olmak için, öncelikle içinde yer aldığı Eski Ahid kanonunu tanımak gerekir. Tevrat, Eski Ahid’in ilk beş kitabını teşkil etmektedir. Eski Ahid, Yahudi toplumu tarafından İ.Ö. 12. y.y. ile Miladi yılın başlangıçlarında kompoze edilen ve derlenerek seçilen antolojik mahiyette bir yazılar külliyatıdır. Bu külliyat, nebevi, kehanetler, hikmet öğretileri, İsraillileştirilmiş Ortadoğu mitolojileri, şiirler, kahinlerin dinsel direktifleri ve krallıkla ilgili kayıtlar gibi çok çeşitli edebi materyali içerir. Bu materyalin bir kısmı tarihseldir, bir kısmı efsanevidir ve bir kısmı da şeriat kanunlarıyla ilgilidir. Materyalin çoğu İbranice yazılıdır. Fakat bazı pasajlar İ.Ö. 6. y.y.’dan sonraki sürgün döneminden sonra Yahudiler arasında kullanımı yaygınlaşan bir diğer Semitik dil olan Aramice yazılıdır.

Eski Ahit, değişik mekanlarda ve zamanlarda bir çok yazar tarafından değişik amaçlarla kaleme alınmış bir kitaplar koleksiyonudur. Şu anda Eski Ahit’i oluşturan bireysel kitaplar Eski Ahit’e sokulmak için yazılmadılar. Şu anki Eski Ahit bu bireysel kitapların yazıldıkları dönemlerde mevcut değildi fakat bir grup Yahudi bu yazıları, Sinagoglarda okunmak üzere bir araya getirerek birleştirdi.

Yahudiler, kitaplarının başka hiçbir “Yeni Ahit” tarafından ilga edilmediğini savunurlar. Bu çerçevede örneğin, Yahudiler tarafından Eylül 2002 tarihinde yayınlanan ve Türkiye Hahambaşılığı’nın içeriğini onayladığı Tevrat çevirisinin önsözünde:

“Tora’nın ezeli ve ebedi niteliğinin temel nedeni, O’nun doğrudan Tanrısal kaynaklı oluşu konusunda hiçbir kuşkuya yer olmayışı ve bu niteliğinin Tanrısal teminat altında bulunmasıdır.” denmektedir.

Tevrat’ı Musa’nın yazdığını öne sürenler

Yahudiler arasında; Dünyanın yaradılışıyla başlayan ve İbranilerin ahid nebileri döneminden, Kenan’ı işgallerine kadar olan dönemi işleyen bu kitapları, en erken dönemlerden beridir bir tek kişinin yazdığına inanılmaktaydı; Musa’nın.

5 kitabın tefsir kitabı olan Talmud’un, Baba Batra, 14b-15a. bölümünde Musa nebi kitabın yazarı olarak zikredilmektedir. Sirak isimli İ.Ö. 180’de yazılmış bir Apokrif tarih kitabında şunlar yazılıdır:

“Bu Mutlak Hakim olan Allah’ın ahid kitabıdır. Yakub’un meclislerinden, onun nesillerine miras olmak üzere Musa’nın ortaya çıkardığı kanundur.(24:23)”

Maimonides, Abraham İbn Davut ve Yosef Al-bo Tevrat’ta herhangi bir değişikliğin meydana gelmediğini savunmuşlardır. Onlara göre Tevrat, Musa’ya verildiği şekilde muhafaza edilmiştir.

Şayet ki Tevrat değiştirilemeyecek olsaydı, Musa nebi Yahudilerin Tevrat’ı değiştirmelerinden endişelenmeseydi, Yahudilerin böyle bir sapıklığa düşme poyansiyeli olmasaydı, onlara uyarı olarak “hiçbir şey eklememelerini, hiçbir şey çıkarmamalarını” emreder miydi? Demek ki Musa nebi, Tevrat’ı Yahudilere verirken “Tevrat’a ekleme ve çıkarma yapabileceklerini” şahsen öngörmüş ki böyle bir sapmaya karşı bu ön uyarıyı yapma gereği duymuş.

Tevrat’ın etrafındaki ilk şüpheler

Geleneksel olarak Tevrat’ı Musa’nın yazdığına inanılıyordu ama bilim adamlarının çoğu bunu geçersiz kılan kanıtlarla karşılaştılar.

Peki bu gelişmeler nasıl başladı?

Edebiyatta bir metnin kaynağı ve içeriğini kavramanın yöntemlerinden biri olarak kaynak eleştiriciliği (Source Criticism) geliştirilmiştir. Bu yöntem, bir eserin, ishad edildiği kişi tarafından yazılıp yazılmadığını tespite yarar. Bu yöntemde uygulanan temek kriterler şunlardır.

1) Her bir yazarın, istikrarlı bir üslubu ve yazma stili vardır.Bilim adamları bir metni edebi eleştiriye tabii tutarken, bu özelliklerin istikrarlı olarak metin boyunca devam edip etmediğini tespit ederler.

2) Bir tek yazar eserinde birbiriyle çelişkili materyal sunmaz. Bu tür çelişkiler varsa, metnin hazırlanmasında birden fazla elin faal olduğuna işaret eder.

3) Anlatılan olayların zaman diziminde veya ifade edilen düşüncelerde kopukluk olması, değişik yazarların çalışmalarının, sonraki dönemde ortaya çıkan derleyicilerin tarafından metne ilave edildiğine kanıttır.

4) Aynı hikayenin değişik versiyonlarının anlatılması ve bir hikayenin kendi içinde tekrarlar yapması, metinde bir tek yazarın dışında başkalarının da etkinliğine işaret eder.

Bu edebi kriterlerle yola çıkılarak 5 kitap üzerinde yapılan incelemeler sonucu metinde tahrifat izleri bulundu.

Her şey, bilim adamlarının, Musa’nın yazdığı enformasyonu nereden bulduğunu öğrenmek istemeleriyle başladı ve cevap bulmak için 5 kitabı incelemeye başladılar. Ancak, bu araştırma, sonuç itibariyle bilim adamlarını, Musa’nın bu 5 kitabı yazıp yazmadığını sormaya sevketti.

Yahudilikte Beş Kitabı Musa’nın yazdığını sorgulayanlar vardı. Bunların arasından, yaklaşık olarak İ.Ö. 500’de bir Yahudi bilgini Talmud’da Musa’nın ölümünü tasvir eden Yasanın Tekrarı kitabının son sekiz pasajının, Yeşu tarafından yazılmış olması gerektiğini yazdı.

Bu, peygamber Yeremya’dan sonra Tevrat hakkındaki ilk eleştirel uyarılardandır.5 kitap yalnızca Yahudi din adamları tarafından değil, ayrıca GrekoRomen dünyadaki bağımsız filozoflar tarafından da eleştirildi.

Ayrıca, Tevrat’ı okuyan insanlar, onda Musa’nın bilmiş olamayacağı veya asla söylememiş olması gereken şeyler olduğunu fark etmekteydiler. Örneğin; Tevrat’ta, Musa nebinin nerede, nasıl öldüğü yazılıydı!

Ayrıca, metin, Musa nebinin dünyanın en mütevazı insanı olduğunu beyan etmekteydi. Fakat normal olarak kişi, dünyanın en mütevazı insanının, kendisinin en mütevazı insan olduğunu beyan etmesini beklemez.

Bu ve benzeri sorunlar, çözülmesi gereken teolojik sorunlar doğuruyordu. Eğer, kendi içindeki anlatılarla kendisi çelişiyor idiyse ve bu çelişkiler tarihsel gerçeklere aykırı idiyse, bu durumda Tevrat’a, Tanrı’nın sözü olarak itibar edilebilir miydi?

900 yıllık Tevrat araştırmaları

Araştırmanın ilk aşaması:

Son 2000 yıl boyunca, Yahudilikte ve Hıristiyanlıkta Tevrat materyalinin kökeni hakkında çok az kuşku vardı. Yahudilikte olan ve ondan da Hıristiyanlığın alıntıladığı geleneğe göre, Musa peygamber Sina dağında Tanrı’dan bir vahiy alarak, şu anda Kutsal Kitap’ın ilk beş kitabını veya Kilisede ve Yahudilikte anıldığı şekliyle Tevrat’ı yazmıştı.

Araştırmanın ilk döneminde, Ortaçağ araştırmacıları, 5 kitabı Musa nebinin yazdığı yolundaki geleneği peşinen kabul ettiler. Ancak Tevrat metninde yüzledikleri edebi sorunlara cevaben, bazı sayfaların arasına sonradan bazı meçhul yazıcılar tarafından “birkaç” pasaj ilave edilmiş olduğunu önerdiler.

Araştırmanın ikinci aşaması

“Araştırmanın ikinci aşamasında, araştırmacılar 5 kitabı Musa’nın yazdığını, ancak, sonradan ortaya çıkan editörlerin, kitabın üzerinden geçtiğini, şurasına burasına, sayfaların arasına bazen kendilerine ait kelimeleri ve deyimleri ilave etmiş olabileceklerini önerdiler.

Araştırmanın üçüncü ve son aşaması:

Üçüncü aşamada araştırmacılar, Musa’nın, Tevrat’ın büyük kısmını yazmadığı kararına vardılar. Bunu ilk olarak beyan eden, 17. y.y. da, ünlü bir İngiliz filozofu olan Thomas Hobbes’dir.

Modern Kutsal Kitap eleştiri okulunun kurucularından biri sayılan Spinoza, Du Maes’inkine benzeyen bir yaklaşımla Ezra’nın, Yaratılış ilke 2 Krallar arasındaki materyali değişik tarihli belgelerden derlediği sonucuna ulaştı.

Tevrat, Yeşu kitabının da dahil edilmesiyle, beş değil altı kitaplı bir antoloji oluyordu.

Sonra, İlgen (1789) Astruc tarafından müstakil sayılan, içinde Tanrı’nın Elohim olarak adlandırıldığı metninde kendi içinde ikiye bölündüğünü belirtti.

Tevrat, kelimenin tam manasıyla parçalanıyordu.

Daha ileriki tarihte yapılan araştırmalar, başka iki yazarın daha olduğuna dair kanıtlar ortaya çıkardı.

Bu teoriye göre, Tevrat veya beş kitap, gerçekte farklı zamanlarda ve mekanlarda 3 ayrı kaynaktan derlenen metinlerin, bir dördüncü kişi tarafından bir araya getirilerek iç içe geçirilip, birleştirilmesinden oluşmaktaydı. Böylece karşımıza yalnızca 5 kitaptan değil aynı zamanda “4 kaynaktan” oluşan bir Tevrat çıkıyordu. Bu dört kaynak, her birinin edebi özelliğine göre şu isimlerle adlandırıldı:

1- Yahovacı versiyonu

2- Elohimci versiyonu

3- Kahinler (Kahinlik yasaları) versiyonu

4- Derleyici (Redaktör) versiyonu

Wellhausen’in bu teorisi, sonraki eleştirmenler tarafından da tutulmuştur. Eleştirmenler arasında bu teorinin birkaç küçük detayıyla ilgili görüş farklılığı olsa da Batı’da ki akademik çevrelerde genel kabul görmüştür. Böylece, çok sayıda emektar insanın kişisel gayretleriyleve bir kısmının fedakarlıklarıyla, Tevrat’ın kökeni sorusu açıkça konuşulabilir oldu. Hahamlık ve Kilise, Tevrat metninin Musa tarafından yazıldığını ve onun yanılmaz Tanrı sözü olduğunu telkin etmekle, milyarlarla sayılan bir kitleyi asırlardır yanlış yönlendirmişti.

Kur’an Tevrat hakkında ne diyor?

Tevrat’ı tahrif ettiler: El-Bakara,75/ El-Maide,13,41

Tevrat’ı değiştirdiler: El-Bakara.59/ El-Araf,162

Tevrat’ı sakladılar: El-Bakara,42,140,146,174/ Al-i İmran,71,187

Tevrat’ı unuttular: El-Maide,13/ El-Araf,53,165

Yukarıdaki ilgili Kur’an ayetlerinden, Yahudilerin gerek Tevrat metnini veya anlamını bozdukları (Tahrif), kelimelerini başka kelimelerle değiştirdikleri (Tebdil), bazı bölümlerini sakladıkları (Kitman), gerekse okurken ağızlarını eğip bükerek (Leyy), metni anlaşılmaz veya yanlış anlaşılır hale getirdikleri ve bir kısmını unuttukları anlaşılmaktadır.

Yine ilgili ayetlerden, Tevrat’ın yanlış yorumlama şeklinde sadece anlamının değiştirilmesi değil, bizzat metninde değiştirildiği anlaşılmaktadır. Zira, bu ayetlerde, Yahudilerden bazılarının kelimeleri konuldukları yerlerden değiştirdiklerine işaret edilmektedir.

Tevrat’ta Musa’nın yazmış olamayacakları

Hahamların geleneği, 5 kitaplı Tevrat’ı Musa’nın yazdığını iddia etmektedir. Fakat bu apolojik yorumlara karşın, Tevrat metninden elde edilen bilimsel bulgular, bu iddiayı desteklememektedir.

Bilim adamları, Tevrat’ta, Musa’nın yazmış olamayacağına işaret eden aşağıdaki kanıtları sunmaktadırlar.Tevrat’ın ilk kitabından alıntılanan aşağıdaki cümleyi okuyalım.

4 kaynak hakkında

1) Yahovacı: En eski kaynaktır. Tanrı’yı sürekli olarak bu isimle, Yahova ile andığından dolayı bu kaynak Yahovacı olarak adnlandırılmıştır. Wellhausen bu kaynağı, Davut ve Süleyman’ın idaresi altında gelişen entelektüel gelişmenin ve dinsel bilincin arttığı İ.Ö. 950-850 tarihlerine ilintilendirmektedir. Yahovacı materyal, yaratılış kitabı, 2:4b ile başlar ve yaratılış, Mısır’dan Çıkış ile ilgili temel hikayeler anlatır.

Bu versiyon “Sina” dağını, Tanrı’nın dağı olarak tanımlamaktadır. Yahudilerin yerleşim öncesinde Filistin’de yaşayan yerli halkı “Kenanlılar” olarak anar. İ.Ö. 900-850 civarında Filistin’in Yahuda bölgesinde yazıldığı düşünülmektedir. Resimsel ve grafilsel bir dil kullanılır. Tanrı’yı bariz bir şekilde insan biçimsel üslupla tasvir eder.

2) Elohimci: Bu kaynak parçalardan oluşur. Wellhausen bu kaynağı, Süleyman’ın ölümünden sonra ortaya çıkan ihtilafla kurulan ve İsrail olarak bilinen Kuzey krallığında İ.Ö. 750 civarında, yani Yahovacı versiyonunun yazılışından 50 veya 100 sene sonra yazıldığını rapor etmiştir. Tanrı’yı sürekli Elohim olarak anar. Tanrı’nın kutsal dağı olarak “Horeb’i” ilan eder.

Bu kaynaktaki anlatılar Yaratılış kitabının 15’inci bölümündeki İbrahim hikayesiyle başlamaktadır.

3) Kahinler: Bu kaynakta Tanrı’yı Elohim ismiyle anmaktadır. Ancak, Elohimci versiyonundan ayrıldığı özellikleri vardır. Bu versiyon özellikle kahinleri bakış açısını yansıtmaktadır. İbadetle ilintili konularla, soy kütüğü listeleri, Yahudi Kahinlerin hayatı, buhur yakmak, gelenekler, dini fonksiyonlar ve şeriatın detayları gibi konuları vurgulamaktadır. Anlatısında sterotipleşmiş edebi bir üslubu vardır. Yazarları, tarihleri ve soy kütüklerinin kökeni detaylıca açıklamaktadır.

Spesifik olarak, Yaratılış 1:1-2:4a ile başlar, Yaratılış, Mısır’dan Çıkış ve Sayılar kitabı boyunca Yahovacı ve Elohimci kaynağıyla iç içe geçirilmiş vaziyette dağılmışken Levililer kitabında bariz şekilde ortaya çıkar.

Bu versiyonun, İ.Ö. 770 ile 600 civarında ve hatta 500 civarındaki Babil sürgünü döneminde, Kudüs’deki kahinler sınıfı tarafından yazıldığı tahmin edilmektedir. 7.yüzyılda yaşamış olan Kral Yosiya’nın dinsel reformları esnasında yazıldığını öne sürenler de vardır.

4) Derleyiciler: (Redaktör) Şu ana kadar özelliklerini saydığımız üç kaynağı bir araya getirip, iç içe geçiren ve böylece Tevrat’ı üreten derleyiciler vardır. Derleyici olarak anacağımız bu kişiler, İ.Ö. 550-650 civarında Yahovacı ve Elohimci versiyonları birleştirdi. Bu arada, Yasanın Tekrarı kitabı yaklaşık İ.Ö. 621’de yazıldı. Bu kitabın 12-26 bölümlerindeki şeriat kodu, kitabın geri kalanından farklı, kendine özgü bir üslup taşımaktadır. Başından sonuna kadar sterotiplemiş ifadelerle şeriata itaat vurgulanır. Wellhausen bunun Kuzey krallığında ve Yoşiya’nın zamanında Mabette Tevrat’ın bulunmasından ve İ.Ö. 621’deki reformdan önce yazıldığını belirtmiştir. Bulgulara göre, ya Kuzey krallığı düşmeden önce yazılmış ve İ.Ö. 721’de krallık düşerken, göçmenler tarafından Güneye getirilmişti ya da Güneye göç eden Kuzeyli göçmenler tarafından, Yoşiya’nın idaresi zamanında keşfedilene kadar unutulduğu Güney’de yazılmıştı.

Derleyici, Yahovacı-Elohimci Yasanın Tekrarı’nın birleşiminden oluşan materyali hazırladı. Değişik kaynakların hikayelerini yan yana dizerken(Yaratılış hikayesinde olduğu gibi), bazen de içi içe geçirdi(Nuh’un Tufanının ve Yusuf’un satılışını iki farklı hikayesi gibi) ve tek bir anlatı formuna soktu. Derleyici, “O sıralarda” veya “Daha sonra” gibi yorumlar ilave ederek bölümler arasında suni edebi geçişler sağladı.

Derleyici, kaynaklarının üzerine yeniden yazmadığı fakat her iki kaynaktan seçtiği materyali iç içe geçirerek birleştirdiğinden dolayı, eleştirmenler birleştirilen Y. ve E. kaynaklarını tespit edebildiklerini belirtmektedir.

İkinci bir gelişme olarak, Kahinler materyali, Y. ve E. kaynaklarına yaklaşık İ.Ö. 450-400 civarında derleyiciler tarafından ilave edildi ve Tevrat tamamlandı. Kimlikleri bilinmemektedir. Onların hakkında, Yeremya nebi, Baruk, Ezra veya Yahuda’da yaşamış bir yazıcı (Sofer) olduğu gibi geniş bir spekülasyon yelpazesi vardır. Babil sürgününden sonra veya önce derlenmiş olabilir.

Bilim adamlarının hemfikir olduğu genel görünüşe göre, Y., E., K., D., beş kitabı oluşturmaktadır.

Önce Yahovacı kaynak (Y) yazıldı.

Ardından, büyük ihtimalle Kuzey krallığının çöküşünden sonra Elohimci kaynak (E) yazıldı.

Kral Yoşiya’nın reformundan sonra, Yasanın Tekrarı kitabı ilave edildi.

Sürgünden sonra Kahinler (K) kaynağı yukarıdaki kaynaklara eklendi.

Son derleyici (D) 5 kitabın zaman dizimini de istediği anlatılara tarihsel öncelik tanıyarak düzenledi.

İKİNCİ BÖLÜM

TEVRAT TARİHİ & TEVRAT’TAKİ TARİH

Mabette bulunan kayıp Tevrat

Yoşiya, kendinden önceki kralların putperest adetlerini terk ederek Mabede yerleştirilen putları ortadan kaldırdı ve Mabedin tamiratını başlattı.

İ.Ö. 621 civarında devam eden Mabedin tamirat işlemleri esnasında Başkahin Hilkiya tevafuken Mabed’de bir Tevrat metni bulur ve heyecan içinde krala getirir.

2 Tarihler ve 2 Krallar kitaplarında tasvir edilen kral Yoşiya’nın hiç anlamamış gibi tepkisi ve manasını anlamak için bilen birisini arttırması, Yahudilerin bu dönemde Tevrat’a ne denli yabancılaştıkları hakkında ip ucu vermektedir. Büyük Kohen Hilkiya’nın, Katip Şafan’ın ve Kral Yoşiya’nın şaşkınlık ifade eden davranışlarından, o dönemdeki Yahudilerin elinde Mabettekinden başka bir nüsha olmadığı anlaşılmaktadır.

Metindeki kanıtlara dayanarak bilim adamlarının çoğu, Büyük kahin Hilkiya’nın İ.Ö. 622’de Mabed’de bulduğu söylenen kitabın, Yasanın Tekrarı kitabı olduğunu düşünmektedir.

Fakat, o dönemde yazıdan çok hıfzetmenin yani ezberlemenin daha yaygın kullanıldığını hatırlamalıyız. Popüler olan bir çok geleneksel hikaye ve güncel olay Y. yazarı tarafından yazılır. Bu hikayeler evrenin yaratılışını, kabilelerin ortaya çıkış şartlarını ve Tanrı ile olan özel ilişkilerini tasvir eder. Hikayeler ahlak, davranış örnekleri, mükafat ve cezalandırma konularına yoğunlaşmıştır.

Böylece, tarihteki bu süreçte 3 değişik Tevrat metni ortaya çıkmıştı. Y, E, K ve Yasanın Tekrarı kitabı.

Ahid Sandığı ile Tevrat’ın kayboluşu

İ.Ö. 587-536: Güneydeki Yahuda krallığı 587’de Babil tarafından fethedilir. Kudüs düşer ve halk 50 senelik bir sürgüne gönderilir.

İsrail monarşisinin kayıtlarını tutan yazıcılar da derhal sürgüne gönderilenler arasına sokuldular. Yaşadıkları maddi dünyayı arkalarında harabe olarak bırakmışlardı fakat bazı kayıtları, hatıraları hafızalarında taşıyorlardı.

Babil’deki sürgün esnasında, halkın tarihi, kanunları, şeriatları, kralların işleri, peygamberlerin faaliyetleri, gelenekleri vb. yeniden dile getirildi, paylaşıldı ve yorumlandı. Tarihsel formdaki efteryal güncelleştirildi, ve hikmet kitapları belirli bir forma sokuldu. Eski Ahid dediğimiz şeyi oluşturacak olan materyalin biçimlenme süreci sürgünden dönüşten sonra da devam etti fakat ana çalışma özellikle sürgün periyodunda yapılmıştı. Bu süreçlerde, Yahudilerin otoriter kanon olarak tanımlandıktan Torah, Ketubiim ve Nebiim şeklinde adlandırdıkları Eski Ahid literatürü oluşturuldu.

İ.Ö. 587’de güneydeki Yahuda krallığını yıkarak Yahudileri Babil’e süren Babil kralı Nebukednazzar’ın 562’de ölmesinden sınra krallık zayıflar. 538’de Pers Kralı Koreş (Cyrus) Babilliler’le savaşa girişir ve onları mağlup eder. Babil krallığı ortadan kalktıktan sonra, sürgün olarak getirilmiş olan Yahudi halkın Kudüs’e dönmesi için bir ferman çıkartır ve Mabedi tekrar inşa etmelerine izin verir. Yahudilerin bir kısmı Kudüs’e döner fakat çoğu Mezopotamya’nın Babil gibi zengin şehirlerinin olduğu müreffeh ortamda kalmayı tercih eder. Kudüs’e dönenler Mabedin ikinci defa inşasına başlar.

İ.Ö. 450 civarı: Bu, sosyal şartlarda, Tevrat’ın tarihçesi bakımından önemli bir gelişme olur. Derleyici (redaktör) sahneye çıkar. Derleyicinin kim olduğu bilinmemektedir.

Hahamların kaynaklarıi Ezra’nın Babil sürgününden döndükten sonra unutulan Tevrat’ı sözlü yorumu ile birlikte yeniden oluşturduğunu rivayet etmektedir. Derleyicinin Ezra’mı yoksa bir başkası mı olduğu kesinlikle belli değildir. Kaynaklara göre başta Ezra olmak üzere, onun kurduğu Knesset Ha Gadol (Büyük Meclis) ve önde gelen üyeleri Soferim’in (yazıcılar) yaptığı çalışmalar bugünkü Tevrat’ın temelini teşkil eder. Derleyici, güçlenmek ve merkezileşmek için dinsel uyanmanın ve yenilenmenin gerekliliğini görür. Böylece, üç dokümanı(YE, K ve Yasanın Tekrarı) kendi katkılarıyla akıcı üslubu olan bir tek anlatı formuna sokar; onun oluşturduğu metin, bugün Musa’nın 5 kitabı olarak tanınmaktadır.

İki ülke, iki Tevrat yazarı

İsrail tarihini araştırınca ve Tevrat’ı analiz edince, 5 kitabın nasıl yazıldığını keşfedebiliyoruz.

Y. yazarı Yahuda’dan ve E. yazarı İsaril’den gelmişti. Yazarlar, kendi dönemlerinde içi içe oldukları hayat koşullarıyla, büyük olaylarla, siyasi konularla, dini konularla ve felaketlerle ilgileniyorlardı ve yazılarında da bunları yansıttılar.

İki farklı isim, istikrarlı verilerle aynı konuyu işleyen iki hikaye bünyesinde karşımıza çıkmaktadır. Elohim (E) hikayelerini, Yahova (Y) hikayelerinden ayırırsak, E. hikayelerinin İsrail ile ilgilenen bir kişi, ve Y. hikayelerinin de Yahuda ile ilgilenen bir kişi tarafından yazıldığını ortaya koyan bir ip uçları serisiyle karşılaşırız.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

ESKİ AHİD TAHRİFATLARI

Tevrat’ı değiştirenlerin kanonu

Yahudilikte ve Hıristiyanlıkta itikadı yansıttığı düşünüldüğü için, din adamları tarafından resmi itikadın öğretisinde kullanımı onaylanan ve Eski Ahid olarak adlandırılan bu yazılar külliyatı, kanonik ‘canonical’ olarak anılır ve bir araya getirildiklerinde bir kanon oluştururlar.

Paul Johnson, “Yahudi Tarihi” isimli kitabında kanon terimini, belirli kitapların kutsal müfredat olarak belirlenmesi amacıyla, ilk kez Yahudilerin kullandığını ve her bir Eski Ahid kitabının bir peygambere isnad edilmesinin zorunlu olduğunu belirtmektedir.

Yahudilikte ve Kilisede, bu Kanon külliyatının Tanrı esini olduğu ve dogma öğretisinde normatif olduğu kabul edilir. Fakat bu kitaplar, önkabul edilmiş bir norm olarak peygamberlerin (Süleyman, Davut, Yeşaya vb.) yazdıkları düşünülerek Kutsal, İlhamlı, kanonik ve otantik olarak kabul edilmişti.

Hristiyan ve Yahudiler, uzun yüzyıllar boyunca, Eski Ahid’deki kitapları, kimlikleri tarihsel olarak belirlenebilen yazarların yazdığı şeklinde geleneksel bir görüş hakimdi. Erken Yahudi ve Hıristiyan geleneği, Musa’nın, 5 kitabın (Yaratılış kitabından, Yasanın Tekrarı kitabına kadar olan 5 kitap) yazarı olduğu, Yeşu kitabını Yeşu’nun yazdığı, Hakimler ve Rut kitabını Samuel’in yazdığı, Davut’un Mezmurların çoğunu yazdığı, Süleyman’ın Mezmurların bir kısmını, Vaiz kitabını ve Süleyman’ın Özdeyişlerinin çoğunu yazdığı ve peygamber kitaplarını, isimleriyle adlandırıldıkları peygamberlerin yazdığı görüşündeydi. Yeşaya kitabı geleneksel olarak İ.Ö. 8. y.y.’da yaşayan Yeşaya peygambere isnad edilmekteydi. Fakat, 40.bölümden 66.bölüme kadar olan kısımlar, iki yüzyıl sonra yaşamış bir ikinci şahıs tarafından yazılmış gibi görünmektedir.

İsrail’deki hahamlar, asırlar süren süreçte geliştirdikleri geleneklerle ve rivayetlerle bu literatürü Musa, Davut, Süleyman ve Eyüp gibi nebilere ve başka tarihsel figürlere isnad ederek geleneksel meşruiyet isnad ettiler.

Eski Ahid kitaplarının yazılmasına ne zaman başladı ?

Şu da hatırlanmalıdır ki antik zamanda Eski Ahid “kitapları” şu anda gördüğümüz şekilde bir tek literatür formunda bir arada yoktu. Aksine uzun ve değişik redaksiyon ve derleme prosesi içinde değişik zamanlarda ve coğrafyalarda yazılan çeşitli külliyattan oluştu.

Eski Ahid metni üzerinde yapılan bilimsel araştırmalara göre, Eski Ahid’deki literatürün yazılmasına Süleyman nebinin zamanında başlandı ve iki kişi veya iki yazarlar grubu, Eski Ahid’in çekirdeğini oluşturacak olan materyali üretti.

Bunlardan biri, kraliyet kayıtlarına ve diğer kaynaklara dayanarak, Davut nebinin hayat hikayesini krallığa yükselişi, politik ve askeri savaşları, oğlu Süleyman’ın başarılı bir darbeyle tahta geçmesi yazmaya yoğunlaştı. Diğer yazar veya yazarlar, kendi zamanını anlamlandırmak için geçmişten beri ağızdan anlatılagelen ve yazılan gelenekler üzerinde yoğunlaştı. İbrahim, Yakup ve Yusuf gibi eski ataların hikayeleri, kabilelerin şarkıları, gazelleri, halk öyküleri, dünyanın kökeni hakkındaki açıklamalar, Tanrı’nın insanların hayatındaki faaliyetleri bu kitaplarda derlenmişti. Bu kitaplar aynı zamanda, İsrail milletinin nasıl meydana geldiğini, geçmişte seçtiği kavminin arkasında destek olan Tanrı’nın, hal-i hazırda nasıl faal olduğunu ve gelecekte de ona nasıl güvenilebileceğini ifade eden efsanelere dönüştürülmüştü. Teolojileştirilen gelenek veya “kutsallaştırılan tarih” muhtemelen festivallerde veya mabetteki ritüeller esanasında kullanılıyordu.

Fakat, kaleme geçirme işlemi İ.Ö. 10. y.y.’da sona ermedi. Ortaya çıkan yeni olaylar ve yeni krallar milli tarihin yeniden yazılmasını gereksindirdi ve teoloji geliştirildikçe, Tanrı ve halk arasında var olduğuna inanılan ilişkiye de yeni boyutlar eklendi.

Tevrat hariç Eski Ahid literatürünün oluşum sürecini zaman dizimsel bir liste formunda sunarsak:

İ.Ö. 10. ve 9. y.y Kudüs’de ve Samiriye’de Mabed ile sarayda olanların kaydı yapılır.

İ.Ö. 8. y.y. Eski Ahid’in bir parçası olacak olan yazılı materyal oluşur. Peygamber Hoşeya’nın, Amos’un, Mikah’ın ve Yeşaya’nın çalışmaları (İ.Ö. 740-700) ortaya çıkar. İsrail’in ve Yahuda’nın, İbrahim nebiden kral Hizkiya’ya kadar olan tarihi ilk kez yazılır. Kanunlar, meseller ve Mezmurlar toplanır.

İ.Ö. 7. y.y. Yeremya peygamberin, Nahum’un, Sefanya’nın sözleri toplanır. Yasanın Tekrarı kitabının ilk nüshası hazırlanır. İsrail ve Yahuda’nın tarihi, Yoşiya’nın zamanını içerecek şekilde uzatılarak yazılır. (İ.Ö. 640-609)

İ.Ö. 6. y.y. Yeremya peygamberin sözleri, Hezeikel’in, Yeşaya kitabının ikinci bölümü 40-55 (Deutero-Yeşaya), Habakkuk, Haggai, Zekeriya (1-8) Yeşaya kitabının üçüncü çeyreği 56-66 (Trito-Yeşaya) toplanır. İsrail’in ve Yahuda’nın İbrahim’den Kudüs’ün tahribine (İ.Ö. 587) kadar olan tarihi ve Yasanın Tekrarı kitabı üzerinde ilave çalışmalar yapılır. Yeni mezmurlar ve ağıtlar kompoze edilir.

İ.Ö. 5. y.y. Beş kitap, Yeşu kitabından 2 Krallar kitabına, peygamberlerin kitabı ve Süleyman’ın Özdeyişlerine kadar olan bölüm ile beraber son formunu almaya başlar. Yeni kompozisyonlar bir çok Mezmur, Ezra kitabı ve Nehemya kitabını da içerdi ve muhtemelen Yunus ve Rut kitabı da bu dönemde kompoze edilmiştir.

İ.Ö. 4. y.y. Tarihler kitabı, muhtemelen Malaki kitabı ve Zekeriya kitabının son bölümleri, Ezgilerin Ezgisi, Eyüp, Vaiz ve Ester’i içeren yeni kompozisyonlar üretildi.

İ.Ö. 2. y.y. Daniel kitabını, 1 ve 2 Makkabeleri, Ben Sirah’ın Hikmeti, Enok, Süleyman’ın Hikmeti ve diğer kitapları içeren yeni kompozisyonlar oluşturuldu. Daniel 2:4 ile 7:28 Aramice yazıldı.

İ.Ö. 1. y.y. 3 ve 4 Makkabeler, Tobit, Yudit, Baruk ve Manaşşae’nin duası kompoze edildi.

Yahudi Eski Ahid Kanonunun oluşumu

Önceki bölümlerde okuduğumuz gibi, İ.Ö. 450 civarında Tevrat metni şimdiki sabit formunu aldı ve bu şekilde muhafaza edildi. Yani Eski Ahid’deki diğer metinlerden önce 5 kitap şimdiki kanonik formunu almıştı.

Kanonun oluşmasında Mabedin etkisi

O dönemde, Yahudiliğin dinsel yapısını etkileyecek bir gelişme oldu. İ.S. 70’de, Yahudilerle, Romalı yöneticiler arasında süren çatışmalar nedeniyle, Kudüs kuşatmaya alındı ve Mabed’le beraber harap edildi. Mabedin yıkılışı Yahudi tarihinde bir dönüm noktası oluşturuldu, yeni bir yön verdi. Yahudiliği yeni bir forma soktu. Daha önce, dinsel hayat Mabed etrafında kurbanlarla, adaklarla ve bunların ritüellerini uygulayan kahinlerle devam ediyordu. Şimdi ise Mabed yıkıldığından halk arasında dağınıklık ortaya çıkmıştı. Mabed yoktu, kurban adakları ve kahinler yoktu.

Mabedin yıkılmasıyla kurban adama rituelleri son bulmuştu. Yahudiliğin geleceğini istikrar altına almak için yazılı kitaplara demir atmak lazım geldiğini kavradılar. Şayet, bu kitaplar Yahudi inancının normu olacak idiyse, otoritesi olacak kitapları diğerlerinden ayırmak elzemdi. Ayrıca, Yahudilikten ayrı bir din olmaya doğru gelişen Hıristiyanlık grubu, Nasaralı İsa’nın, Mesih olduğu argümanını yaymak için bir kısmının otoriteliği sorgulanabilir.

Artık vahiy inmeyecekti, bir peygamber gelmeyecekti ve artık tanrısal bir kitapta olmayacaktı.

Şu hatırlanmalıdır ki şu anda Eski Ahid kanonunda bulunan 39 kitap, Kutsal Kitap olarak tanımlanıp, bir araya getirilmesi için yazılmamıştı. 39 kitap değişik kişiler tarafından farklı amaçlarla, arasında uzun mesafeler olan mekanlarda ve zamanlarda yazılmışlardı. Zaten bu nedenle Yahudiler bu kitapları, edebi özelliklerini referans alarak, gökten inmiş bir tek grup “Kutsal Kitap” ismiyle değil Tora, Ketubiim, Nebim isimleriyle adlandırarak sınıflandırmışlardı. Bireysel kitaplar teker teker ele alınarak edebi içerikleri analiz edildi ve müşterek özellikler taşıyanlar yan yana getirilerek kategorize edildiler ve birleştirildiler, tıpkı bir antolojik külliyat gibi. Kaos ortamındaki ve merkezi otorite boşluğu içindeki halkın, milli bilincini devam ettirmesini sağlamak amacıyla kopyalanması, ezberlenmesi ve sinagoglarda bir araya gelindiğinde okunması için milli literatür olarak pratik nedenlerden derlendiler.

Kumran’da bulunan kanon

Filistin’de muhafazakar bir Yahudi cemaati olan Essenelerin, Ölü Deniz’in Kuzey Batısında olan Kumran vadisinin Kuzeyindeki mağaralarda sakladığı, aralarında antik Eski Ahid metinlerinin de olduğu yazıtlar bulunmuştur.

1947 ile 1961 arasında keşfedilen bu mağaralardaki dinsel yazıtlar arasında, Ester ve Nehemya kitapları hariç, Eski Ahid’deki tüm kitapların değişik sayılarda kopyaları bulunmuştur. Bundan anlaşılmaktadır ki Kumran’da yaşayan cemaat Eski Ahid kitaplarını okumaktaydı ancak onların kanon kavramı veya ellerinde var idiyse kanonları hakkında hiçbir şey bilmemekteyiz. Çünkü ellerinde apokriflerden ayrıca 3 adet İbranice yazılmış Apokrif kitap (Tobit, S,rak ve Yeremya’nın mektubu,diğer adıyla Baruk’un altıncı mektubu ve ilaveten 151. Mezmur) kendi cemaatlerine ait bazı şükran ilahileri, cemaatin ibadet ilmihali ve Karanlığın ve Işığın oğullarının savaşları isminde bir parşömen, Yaratılış ve Mısır’dan Çıkış kitapları üzerine tefsirler bulundurdular. Bu olaydan, Kumran cemaatinin kitaplarının daha sonraki dönemdeki Yahudilerin otorite olarak kabul ettikleri kitaplardan müteşekkil olmadığını görüyoruz.

Böylece, İ.Ö. 100 ile 70 tarihlerine ait olan Ölü Deniz yazıtları, Ester hariç olmak üzere Eski Ahid’in tüm kitaplarını içermektedir.

Burada bilinen gerçek şu ki Yamniya toplantısından önce, diğer tüm kitaplar, bazı ilave kitaplarla beraber mağaralarda depolanmışlardı.

Eski Ahid yazıları üç dilde kaydedilmiştir. Aramice, Yunanca ve İbranice. Çağımıza kadar ise genel olarak dört metnin çevirisiyle ulaşmıştır:

1- Aramice’ye çevrilen Eski Ahid metinleri, Targumlar

2- İskenderiye’deki Grekçe Septuagint metni

3- İbranice Masoratik metin

4- Ölü Deniz bölgesinde bulunan Essenelerin metinleri

Eski Ahid metinlerinin birden fazla dilde yazılmasının başlıca nedenlerinden biri, Yahudilerin Filistin dışındaki milletler arasında sürgüne gönderilerek dağılmış olmasıdır.



DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

ESKİ İSRAİL’DE SAHTE TEVRATLAR

K. yazarı Tanrı kavramı geliştiriyordu

Tekrar ve tekrar K, kurban mezbahında duran Harun soyundan gelen kahinlerin, halkın Tanrı ile iletişim kurabilecekleri yegane aracılar oldukları fikrini geliştirir. Şayet günah işlediyseniz ve affedilmek istiyorsanız, yapmanız gereken Mabeddeki kahine bir kurban getirmenizdir. K, versiyonunda Tanrı’nın merhametli olduğuna dair bir tek referans yoktur. “Merhamet”, “lütuf”, “sadakat”, “tövbe etmek” sözcükleri asla kullanılmaz. Çünkü bunlar, kişinin Tanrı ile direkt ilişki kurabileceğini ima eder. Onun geliştirmek ve halka empoze etmek istediği fikir, bir kişinin yalnızca üzgün olmakla affedilemeyeceğidir. Kişi bir kahine dönmeden ve bir adak, kurban getirmeden affedilemez. Bu nedenle K.’de Tanrı “adil”, “adalet isteyen” olarak lanse edilir. Adaleti de, kahine getirilecek kurban koyun sağlar. Tanrı, bir kişinin af kazanabileceği bir kurallar dizisi ortaya koymuştur ve kurallar yerine getirilmelidir. Bu fenomen, YE. kaynağı ile bir kontrast halindedir çünkü YE. kaynağında ise Tanrı adildir ve bağışlayıcıdır.

K kaynağını yazan kişi, yalnızca hikayelerin detaylarını değiştirmiyor, ilaveten “işvereni olacak” bir Tanrı kavramı geliştiriyordu. Edebi içerikli bir çalışma yaptı fakat motivasyonu yalnızca artistik değil, aynı zamanda teolojik, politik ve ekonomikti.

Ayrıca, atası Harun’a yönelik hakaretlere karşıda mücadele edebilmeliydi. K’nin Altın Buzağı hikayelerini içermemesi şarşırtıcı değildir. Fakat bu yazar en iyi savunmanın saldırı olduğuna da karar vermişti. Rakipleri, atası Harun’un hatırasına saldırmışlardı. O da, onların atası Musa’nın hatırasına saldırmakta bir sakınca görmedi.

Musa’ya saldıran Tevrat

Kahinler yazarı hakkında en ilgi çeken şey, onun Musa’nın şahsına olan yaklaşımıdır. Yazar, son derece hassas bir konumdadır. Büyük ihtimal Musa’nın soyundan olan rakip kahin grubu, Harun’u putperestliğe alet olmuş durumda, Altın Buzağı putu yapar durumda resmeden bir Tevrat getirmişti. Bu yazar, Musa’yı bir sapık veya müfteri konumunda resmeden bir kitabı kolay kolay ortaya atamazdı. Nihayetinde o “Musa” idi.

Bu nedenle, çoğunlukla Musa’nın gelenekteki saygın makamına dokunmadı. Fakat,Musa’nın kişiliğini YE. kaynağında olduğundan daha arka plana çekti ve gerçekte birkaç örnek olayda Musa’nın itibarını ve otoritesini sarsacak şekilde değiştirmeler de yaptı.

Levili yazıcılar Tevrat düzüyordu

Kaynaklara göre, İ.Ö. 650’de Filistin’deki İsrail oğulları arasında, bir “sahte peygamberler enflasyonu” yaşanmaktaydı. Bu problemi çözme misyonu üzerine verilen Yeremya nebi, Yahudi yazıcılarının Tevrat düzdüklerini ilan etmekteydi:

“Biz hikmetliyiz ve Rabbin şeriatı bizdedir diye nasıl yalan söylüyorsunuz?”

Fakat işte yazıcıların yalancı kalemi yalan düzdü.

9- Hikmetli adamlar utandılar, yıldılar ve ele geçtiler. İşte onlar Rabbin sözünü kendilerinden attılar, ve onlarda hikmetin nesi var.

Tevrat Musa’nın zamanında mı kompoze edildi ?

Tevrat’ın yazılma tarihi, Samuel gibi tarih kitaplarıyla Levililer gibi şeriat kitaplarının kıyaslanmasıyla tespit edilebilir. Bu analiz Tevrat’ın, Eski Ahid’deki en erken tarihli tarih kitaplarından daha sonra yazılmış olduğunu ortaya koyacaktır.

Tevrat sayfalarındaki çelişkili yapıya sahip tarihsel içerikli anlatılar ve şeriat doktrinleri, materyalin bir tek kaynaktan gelmediğine işaret etmektedir. Değişik geleneklerin rivayetleri son derece tuhaf şekilde birleştirilerek ve harmanlanarak, bu materyalin farklı kaynaklardan gelmediği, bir tek kaynağa ait olduğu izlenimi verilmek istenmiştir.

Sahte Tevrat’ı Musa’nın Tevrat’ı olarak lanse ederek, halkı, seçilmiş millet ideolojisiyle tek bir ideal etrafında toplayabileceklerini öngördüler. Araştırmalar, Tevrat’ta yaygın olarak kullanılan arka plana atma, gizleme, harmanlama, örtme gibi edebi revizyon tekniklerinin Eski Ahid’de de uygulandığını ortaya koymaktadır. Eski Ahid metnini en son revize eden Levi yazıcıları, tanrısal otoriteyle yazıcı oldukları mitinin propagandasını yapmakla en fazla kazanca sahip oldular.



Tevrat’taki iki ayrı gelenek

Sina olaylarını kendi efsanelerine ve polemiksel hikayelerine göre tanımlayarak koruyan topluluklar olduğuna dair Eski Ahid’de hayli kanıt vardır. Bu çeşitli geleneklerin uyumsuz varlığına getirilen en geçerli açıklama, İsrail’de ve Yahuda’da belirli geleneklerin gelişmesidir. İki Yahudi halkı asırlarca bölünmüş olarak yaşadılar, birbirleriyle savaştılar, nihayetinde fethedildiler ve sürgüne gönderildiler. Sürgün dönüşü bu halklar birleşti ve farklı metinler de bir tek kitap şeklinde derlenerek birleşti.

Tevrat’ı Musa’mı yazdı ?

Erken döneme ait geleneklerde Tevrat’ı Musa’nın yazdığı düşünülmüyordu. Yahudilikteki nebilik okulu da böyle bir düşünceye sahip değildi.

Her bir kaynağın anlatısı, kendi içinde bütünlük taşırken, diğerininkini yalanlamaktadır. Ancak biz her ikisinin gerçek olamayacağı biliyoruz.

Ayrıca, bizzat Eski Ahid’de bulunan erken dönem gelenekleri, 5 kitaptaki şeriat kitaplarının Musa tarafından yazıldığını veya Tanrı tarafından ona verildiğini reddetmektedir. Peygamber Yeremya kitabında yalnızca Musa’nın Tevrat’ın yazarı olmadığını değil, aynı zamanda kurban sisteminin Tanrı’ya karşı isyan olduğunu ve Musa’dan gelmiş olarak lanse edilen Tanrı’ya müsned şeriatların gerçekte kahinler tarafından uydurulduğunu da okuyoruz.

Buraya kadar yapılan araştırmadan ortaya çıkan verilere göre, 5 kitaplı Tevrat, hahamların olmasını diledikleri gibi “mükemmel” bir kitap değildir. O, Musa’nın değil, ilaveleri, eksiltmeleri ve değiştirmeleriyle İsrail’in Tevrat’ıdır ve İsrail’in asırlar süren tarihinde yaşadığı eksiklikleri ve hataları yansıtmaktadır.

Tevrat’a ilaveler, eksiltmeler ve değiştirmeler olarak bulaştırdılar. Her ne kadar Musa bunun yapılmaması için uyardıysa da!

Tevrat ve Eski Ahit metinleri bu kitapların otantik mesajları hakkında ve İsrail’deki peygamberlerin otantik öğretileri hakkında yazılı ve sözlü bilgiler yoluyla bilgi sahibi olmuş kimliği meçhul kişiler tarafından tekrar ve tekrar revize edilerek üretilmiştir.

Metindeki bir çok anlatı, bizi olayların tarihsel akışı hakkında bilgilendirmek için değil daha çok tarihi kullanarak yazarların güncel siyasi ve ekonomik amaçlarına hizmet etmesi için hazırlanmıştır. Pek çok noktada tarihi olduğu gibi değil ama yazıcıların bazı olayların kendi açılarından nasıl olması gerektiği hakkındaki düşünceleri Tevratlaştırılarak sunulmuştur ve elbette Tanrı adına!

Bu değişime zemin hazırlayan ana faktör otantik mesajlara halkın serbestçe ulaşamaması ve sonradan ortaya çıkan ruhbarların kişisel manipulasyonlarına maruz kalmalarıdır. Üç ana Kilise ile Sinagog arasındaki Eski Ahid kanonu farklılıkları buna bir diğer kanıt teşkil etmektedir.

Çağımızdaki bilim adamlarının çoğu, Kutsal Kitap literatürünün bir tek kaynaktan gelmediği, farklı dönemlere ait geleneklerin bir kombinasyonu olduğunda ve farklı kişiler tarafından derlenerek bir araya getirildiğinde uzlaşmaktaıdr.

Tevrat’ın, Musa tarafından yazıldığını ve tahrif edilmediğini savunan Kilise ve Sinagog bu sorunu, tarihi boyunca meşruiyetine karşı bir tehdit olarak algılayagelmiş ve şu muğlak beyanlarla geçiştirmişti:

“Bütün kitaplar Kutsal Ruhun ilhamı altındaki kutsal adamlar tarafından yazılmıştır... Tarihsel tarza göre yazılan Kutsal Kitap metinleri, gerçek tarihsel olayları anlatmaktadır.”

İletişim

bottom of page